• Black Pinterest Icon
  • Black Instagram Icon

© 2017 by  Arif Künar

Arif Künar: “Yel Değirmenleri ile Savaşmaya Devam!”

December 30, 2017

  

Ankara’da ODTÜ Mezunlar Derneği, Vişnelik tesislerinde, ODTÜ Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü mezunu Arif Künar, Koleksiyon Kulübü’nün etkinliği olarak bir Don Kişot sergisi düzenledi. Uzun yıllar boyunca yurt içi ve yurt dışından topladığı kitaplar ve objelerle bizleri bir kez daha Don Kişot ile buluşturmuş oldu. Serginin son günü olan 15 Kasım 2017 tarihinde Edebiyat Kulübü’nden Elif Baktır ise Don Kişot-Cervantes-İspanya’dan söz ederek katkıda bulundu. Böylece hem Cervantes’in ölümsüz eseri hem de sergilenen parçaların öyküleri izleyicilerle paylaşıldı. Ama sunumun ana konusu kuşkusuz Don Kişot olmaktı. Biz de bu sergiyi düzenleyen Arif Künar’a sunumun ardından dostumuz Don Kişot’a ait bu merakını ve topladığı eserlerin öykülerini sorduk.

 

-Arif öncelikle bize kendinden biraz söz eder misin?

7 Mart 1962 doğumluyum. ODTÜ Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü‘nden mezun oldum .1986 Çernobil Nükleer Santrali faciasından sonra mesleki bilgi ve deneyimlerimle Nükleer Enerji’nin insanlığa ve dünyamıza vereceği geri dönüşü olmayan zararlara karşı aktif olarak mücadeleye başladım. Bugün de bu mücadeleyi sürdürmeye devam ediyorum. Özellikle yeşil enerji, enerji verimliliği konularında çalışmalarım, yayımlanmış kitaplarım ve kamuoyunun bu konularda bilgilenmesi ve bilinçlenmesi için uğraşmayı sürdürüyorum. Çevre ve yenilenebilir enerji, yeşil bina-sürdürülebilir kentler konusunda danışmanlık, mühendislik ve uygulamalar yapıyorum. Pek çok yerde söylediğim gibi, “güzel ve yalnız” ülkemiz de zaten sektör olarak yok sayılan, çevreci enerji anlayışının yerleşebilmesi için ısrarla çalışmaktayım. Teorik olarak sunmaya çalıştığım alternatif enerji kaynaklarını gücümün yettiği oranda uygulayarak hayata geçirmeye çalıştığımı da eklemeliyim.

Bu konularda pek çok sivil toplum örgütlerinin çalışmalarına katkı verirken, konuyla ilgili düzenlenen akademik çalışmalarda da görev almaktayım.

 

Nükleer enerjinin insanlık ve dünyamız için yol açabileceği felaketleri insanlığa anlatmayı yaşamımın en önemli amacı olarak gördüğümü belirtmeliyim.

 

Bu çalışmalarımın dışında kendimi bir koleksiyoner olarak görmesem de toplayıcılık aşamasında olduğum Don Kişot Koleksiyonu, şehir ve mimari kitapları, oldukça zengin baston koleksiyonum da bulunuyor (eski ve yeni bastonlar). Ayrıca bence hak ettiği değerin verilmediğine inandığım Reşat Ekrem Koçu başta olmak üzere İstanbul’u anlatan yazarların kitapları da ilgi alanıma giriyor.

 

Evliyim. Bana her babalar gününde kendi çizimi olan Don Kişot figürleri hediye eden yurtdışında içmimar olarak çalışan Eylül adlı bir kızım var.

 

-Neden Don Kişot? Ya da Don Kişot’da seni bu kadar etkileyen ne oldu da bu koleksiyonu oluşturmaya karar verdin?

İlkokul son sınıfta Köroğlu ile tanıştım; kitabını okumuş filmini de aynı yıl izlemiştim. Ardından beni çok etkileyen bir başka eser; Yaşar Kemal’in İnce Memed’i olmuştur. Ortaokulu bitirdiğim 1976 yılında ise şövalye romanları ile tanışmış oldum. 12 ciltlik 3 kuşak şövalyeleri anlatan Pardayan serisini bir haftada soluk almadan okudum. O yıllarda şimdiki gibi iki cildi birden yayınlanmadığı için Don Kişot’un özet baskısını okudum. Zaten çoğumuz için gençlik yıllarında okunan Don Kişot genellikle bir çocuk romanı olarak bilinirdi. Yine de beni etkilemeyi başarmıştı yel değirmenlerine savaş açan bu mahzun yüzlü şövalye.

 

1993 yılında “Nükleer Karşıtı Platform” Ankara toplantısı çağrısı için hazırlıklarımızı sürdürürken simge olarak Don Kişot’u seçmeye karar verdik. Afişlerimizde davetiye ve t- shirtlerimizde kısacası bu toplantı için kullandığımız tüm görsellerde hepimizin hafızasında kazılı olan Don Kişot’un o zayıf ve hasta atın üzerinde elindeki kargıdan mızrağı, tenekeden zırhlı görüntüsü bizimle idi. Geçtiğimiz yıllarda yitirdiğimiz ülkemizde çevre hareketinin önderlerinden biri olan rahmetli sevgili Savaş Emek, kendisine İspanya’da hediye edilen Don Kişot baskılı siyah tişörtünü de bana vermişti. Bu armağanı sanki kendisinden sonra sürdürülecek çevre hareketi için bana el vermesi diye düşünüyorum şimdi. Hepimizin ortak ütopyasını gerçekleştirmek için seçtiği yol arkadaşı idi Don Kişot.

 

Akkuyu’da Nükleer Santral projesi ile ilgili olarak EMO (Elektrik Mühendisleri Odası için 2002 ve 2006 yıllarında yaptığım incelemeleri paylaştığım iki kitap yayımladım. Bu kitaplarda tüm çıplaklığı ile nelere karşı çıktığımızı, “Neden, nükleer santrallara hayır?” dediğimizi, bizi bekleyen tehlikeleri, kaybedeceklerimizi ve “Akkuyu” mücadelemizin tarihini anlatan bu yayınlarımın kapaklarında sevgili Gülnur Özdağlar, Picasso’nun meşhur Don Kişot Tablosunu kullanmıştı. Ancak kapakta Picasso’nun tablosundaki yel değirmenlerinin yerini nükleer santral bacası almıştı. Yani, nükleere karşı olmak aslında Don Kişot olmaktı günümüzde. Kısacası artık Don Kişot hayatımın ayrılmaz bir parçası olmuştu. Öyle ki kendimle özdeşleştirdiğim Don Kişot ya da Don Kişot olmak fikri ona ait yayınları, objeleri toplama merakımı besledi.

 

2015 yılına geldiğimizde Ankara Melankoli Sahaf’tan ilk Don Kişot kitabımı aldım. Bana bu konuda en çok destek olan kişilerin başında gelen kendisi de Don Kişot kitapları toplayıcısı olan benim için bilge olarak tanımlayabileceğim Babil Sahaf’ın sahibi olan kitap dostu Lütfi Bayer’den söz etmeden geçemeyeceğim. Koleksiyonumun zenginleşmesinde bana çok yardımcı olmuştur. Ne yazık ki tüm sahaflardan bu şekilde söz edemiyorum. Benim Don Kişot kitapları ve belgeleri topladığımı duyan bazı sahaflar ellerindeki belgelerin fiyatlarını bir anda arttırmışlardır.

 

Topladığım kitap, plak, belge ve objelerin yanında pul, para ve pul aksesuarları, magnet, afiş, filmlerle de Don Kişot koleksiyonumu zenginleştirmeye çalışıyorum. Bu parçalar arasında ismini mutlaka anmam gereken bir kişi daha var. Devlet sanatçısı unvanını da metal heykel sanatçısı Yılmaz Emen çatal kaşık ve bıçak gibi mutfak aletlerinden yaptığı Don Kişot biblosu ile koleksiyonumun en değerli parçalarından birisini yaratmıştır. Bunun yanında özel olarak sipariş ederek hazırlattığım bazı objelerim de bulunmakta.

 

Sonuç olarak bugüne geldiğimizde kişisel Don Kişot müzemi oluşturdum. Artık ofisimin bir katı Don Kişotlarımın evi oldu. 1 Kasım-15 Kasım 2017 tarihleri arasında ODTÜ Mezunlar Derneği’nin Ankara’daki Vişnelik tesislerinde Koleksiyon Kulübü’nün bir etkinliği olarak onları meraklıları ile buluşturan bir sergi düzenledim. Serginin kapanış gününde yaptığımız sunum ile bu merakımı ve serginin oluşum sürecini aktardığım bir sunum yaptık. Sunumun başında Cervantes ve romanın başlangıcı olarak tanımlanan Don Kişot hakkında Edebiyat Kulübü’nden Elif Baktır’ın katkılarına da teşekkür etmeliyim. Koleksiyonumu oluşturan parçaları merak edenler ve katkıda bulunmak isteyenler için de www.donkisotcollection.comsayfasını ziyaret etmelerini öneririm.

 

-Kendini de çağımızın Don Kişotları arasında görüyorsun? Don Kişot olmak ne demek. Bir insan neden Don Kişotluğu seçer?

Yukarıda belirttiğim gibi hem nükleer karşıtı mücadelemde hem de alternatif enerji kaynakları üzerinde yaptığım çalışmalarla kendimi “Don Kişot” gibi hissetmeye başlamıştım zaten. Özellikle 1986 Çernobil Nükleer Santral faciasından sonra; çevre ve enerji konusunda çalışan ,araştıran, sivil toplum örgütlerinde aktif olarak görev alan biri iken 2007’den sonra çevre katliamlarına neden olan nükleer, kömür vb enerji kaynaklarının yerine geçebilecek alternatif enerji kaynaklarının var olduğunu gösteren çalışmalara yöneldim. İhtiyacımız olan enerjiyi sağlayabileceğimiz yani “başka türlüsünün” de olabileceğini konuyla ilgili çevrelere ve elbette kamuoyuna anlatmaya yoğunlaştım. Bunun nasıl olabileceğini göstermek için de ticari bir mühendislik çabasının içindeyim şimdi. Enerji kaynakları kadar enerji verimliliği, yeşil bina ve sürdürülebilir kentler kavramları üzerine çalışıyorum. Bu konuda danışmanlık, mühendislik hizmetleri veriyorum. Hatta uygulamalara da başladım diyebilirim.

 

Tüm bunlara bakınca sence de ben ve benim gibiler Don Kişot’un kardeşleri sayılmaz mıyız? Tıpkı büyük ağabeyimiz Don Kişot gibi kaybediyoruz. Yeniliyoruz ama yeniden başlamaktan da hiç vazgeçmiyoruz. Yeniliyoruz evet her seferinde daha iyi yenilip yeniden sanki yenilmemişiz gibi yeniden başlıyor çevre mücadelemiz. O zaman bize bu motivasyonu sağlayan ne diye sormak gerekiyor. İşte bu sorunun cevabı Don Kişot gibi olmak ruhu hiç kaybetmemek. Bu duygu olmasaydı eğer bu sabrı ve enerjiyi yitirmemem olası değildi. Sahip olduğum bu ruhla kendimi “Türk Don Kişotların” bir üyesi olarak görüyorum. Umarım yaşamımın sonuna dek bu duyguyu kaybetmem ve ülkemin sağlıklı geleceği için savaşmaya devam ederim.

 

Bu savaşta yeni Don Kişotların çıkacağına daha yaşanılabilir bir dünyanın yaratılması için yel değirmenleri ile savaşacağına inancım sonsuz. Yazılışının üzerinden 412 yıl geçse de gezegenimizin Don Kişotlara olan ihtiyacı bitmedi hatta üzülerek belirtmeliyim ki yazıldığı döneme göre çok daha fazla ihtiyacımız var “Masum Yüzlü Şövalyeler”e. Yenilmekten yorulmayanlara, iyiyi güzeli bulmak ve yaratmak isteyenlere, yaşanılası bir dünyayı yaratacak olanlara… Her zaman söylediğim sözü burada da yineleyeyim. En azından dünyanın yarısı Don Kişot diğer yarısı da Sanco Panza olsa daha iyi bir dünyada yaşıyor olabilirdik belki.

 

-Koleksiyonunda Don Kişot’a ait pek çok biblo, afiş, plak yanında çok özel kitaplar da bulunuyor. Bu koleksiyonun bir adım ilerisinde yapmayı planladığın başka çalışmalar olduğunu da biliyorum. Bunu senden öğrenebilir miyiz?

Bu çalışmaların başında Türk El sanatları/zanatlarının motifleri ve teknikleri ile yapılmış bir Don Kişot sergisi düzenlemeyi planlıyorum. Bu sürecin hiç de kolay olmadığının farkındayım. Don Kişot ve Sanço Panza Figürlerini, Hacivat-Karagöz, ebru, hat, minyatür, bakır, çini, yazma baskı, yakma, mozaik, ahşap oyma, kanaviçe, çorap, halı, örgü vb. ile bir arada düşünen örnekleri sergilemek amacındayım.

 

En büyük hedefim ise benim gibi Don Kişot toplayıcı ya da koleksiyonerleri ile birlikte bir Don Kişot Müzesi kurmak. Tıpkı Küçük Prens Derneği ve Müze Girişimi (www.kucukprensmuzesi.com) gibi. Bu konuda destek olacak tüm kişi ve kurumlara şimdiden çok teşekkür ediyorum.

 

-Don Kişot koleksiyonu içerisinde koleksiyona dâhil etmekte en zorlandığın parça hangisi oldu?

Ülkemizdeki ilk basılan eski Türkçe Don Kişot ve ilk Türkçe Don Kişot kitapları oldu. İlk orijinal İspanyol baskının tıpkıbasımını bulmak da zor oldu.

Hala kapağı bende olan, ancak içinin basılıp basılmadığı belli olmayan bir başka eski Türkçe kitabın içini arıyorum. Ayrıca, 1971 yılında çekilmiş olan Don Kişot Sahte Şövalye adlı Türk Filmini ve afişini arıyorum. Münir Özkul’un Don Kişot, Sami Hazinses’in de Sancho Panza rolünü oynadığı bu filme ne yazık ki ulaşamadım. Aramaya devam ediyorum.

 

-Don Kişot’ta yazarı Cervantes’in yaşam öyküsünden izleri görüyoruz. Burada özellikle sormak istediğim Cervantes’in İnebahtı Savaşı sırasında Osmanlı Ordusuna esir düşmesi, İstanbul ve Cezayir’de geçen beş yıllık esaret hayatının kitapta yer alması. Aslında Cervantes’in İstanbul’da Kılıç Ali Paşa Camii’nin yapımı sırasında etkilendiği Türk halk öykülerinden yola çıkarak bu kitabı yazdığını söyleyenler var. Don Kişot, Köroğlu’dur diyenler bile var. Sen ne diyorsun bu konuda?

Abant İzzet Baysal Üniversitesi (AİBÜ) Türkçe Eğitimi Bölüm Başkanı Doç. Dr. Halit Karatay’ın bu konuda yaptığı akademik bir çalışma var. Ancak bu konuda ikna olmuş değilim açıkçası. Üstelik Cervantes’in İstanbul’da bulunup bulunmadığı bile tartışılıyor. Bazı İspanyol araştırmacılar onun hiçbir zaman İstanbul’da yaşamadığını iddia ediyor.

 

Her ulusun tarihinde benzer kahramanları ve benzer kahramanlık öyküleri vardır. Bu nedenle Don Kişot aslında Köroğlu’ndan esinlenerek yazılmış olabilir demek çok da doğru gelmiyor.

 

-Don Kişot koleksiyonunu bizimle paylaştığın ve sorularımı yanıtladığın için çok teşekkür ederim.

Ben teşekkür ederim. Bütün Don Kişotlara, kendini “Don Kişot gibi hissedenlere” selam. Yel değirmenleri ile savaşmaya devam!

 

www.romankahramanlari.com 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

Tanıtılan Yazılar

I'm busy working on my blog posts. Watch this space!

Please reload

Son Paylaşımlar

June 15, 2019

June 15, 2019

June 10, 2019

December 30, 2017

December 30, 2017

Please reload

Arşiv
Please reload

Etiketlere Göre Ara

I'm busy working on my blog posts. Watch this space!

Please reload

Bizi Takip Edin
  • Facebook Basic Square
  • Twitter Basic Square
  • Google+ Basic Square